Karalamalar

Kıskanmak Üzerine: Olmak ya da Öyle Görünmek

Kıskançlık; başka birinin sahip olduğu düşünülen “avantaja”sahip olmama / olamama sonucu ortaya çıkan acı verici his olarak tanımlanıyor. O avantajı kendimizde istiyoruz ve sahip olamadığımız için acı çekiyoruz.

Tabii bu psikolojinin tanımı. Gerçekte bu acıyı içimizde yaşayıp çözüp bitirsek ne ala. İnsanoğlundaki bu acı çoğunlukla önce “kabul etmeme” sonra da “bok atma” olarak dışa vuruyor. (Eminim psikolojide daha sevimli bir şekilde tanımlıyorlardır bunu.)

Konuya gerçekte kıskandığımız şeye nasıl ve neden öyle baktığımızla ilgilenmek gerektiği kanısındayım. Bir iş arkadaşının başarısı, gerçekte öyle olmadığımız için mi bizi rahatsız eder yoksa olmak istediğimiz kişi ile görünmek istediğimiz kişi farklı olduğu için mi? Gerçekten o kadar başarılı olmak mı istiyoruz? Öyleyse o kadar emek sarf ediyor muyuz? O kadar emek sarf etmek istemiyorsak gerçekte o kadar istiyor muyuz? İstemiyorsak tek istediğimiz bir şey yapmadan başarılı görünmek mi? Öyleyse asıl çözülmesi gereken karşıdakiyle olan problem mi yoksa kendimize neden bir şey için kendimizi yoracak kadar değer vermediğimiz mi?

Başkalarına benzemeyi istemek insani bir olgu. İstediğimiz için ne yaptığımız da gizli sandığın gerçek anahtarı. Şansın ehemmiyeti yadırganamaz tabii. Yine de derdimizin “olduğumuz şey”le olması gerekir, “göründüğümüz” şeyle değil. Olduğumuz şeyin kabul görmesi de yine emek gerektirir, koşturma gerektirir. Göründüğümüz şey geçicidir. Yorar, yıpratır, kabul görse de sonunda bir noktada çelme takar. Tarih, tüm semavi dinler ve mitoloji bunun örnekleriyle doludur.

Olmak yerine sadece kıskanmak zehirlidir. Yer bitirir yavaş yavaş. Özgüveni alır götürür. Gözümüzün önünde, içimizin kıymetli aynasında görebileceğimiz “ben”i görünmez ve değersiz kılar. İmrenilen hayatların çoğuna baktığımızda özgüveni yüksek, denemekten ve sonunda eleştiri almaktan korkmayan insanlar olduğunu görürüz. Kıskançlık bizi bu erdemlerden o kadar uzaklaştırır ki, insanların içindeki güzeli ve doğruyu görmemizi engellerken adım atmamamızı, daha iyiyi, daha güzeli, daha farklıyı yapmamıza da engel olur. Beslenmek yerine yok saymak ve kabul etmemek karşımızdakine değil, bize zarar verir.

İnsanın kendisiyle konuşabilmesi kıymetlidir. Birini neden kıskandığımızı kendimize anlatmak, yüreğimizin diline kulak vermek ve zihnimizle ne yapabileceğimizi müzakere etmek çok zor ama çok değerlidir. “Mutluluk içinizde”cilerden değilim hiç. Ama kendimizle konuşmanın, kendimizi dinlemenin büyük bir eksiğimiz olduğunu düşünüyorum.

Derler ki vaktin birinde bir Şaman’a sormuşlar: Zehir nedir? Demiş ki:

“İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir. Bu, güç olabilir veya tembellik, yiyecek, ego, hırs, kendini beğenmişlik, korku, öfke ya da herhangi bir şey.

Korku nedir?
Belirsizliği kabul etmemektir. Belirsizliği kabul edersek eğer, macera haline gelir.

Kıskançlık nedir?
Diğerlerinin iyiliğini kabul etmemektir. Eğer onların iyi durumlarını kabul edersek, ilham haline gelir.

Öfke nedir?
Kontrolümüzün dışında olan şeyleri kabul etmemektir. Kabul edersek, esneklik ve hoşgörüye dönüşür.

Nefret nedir?
İnsanları oldukları gibi kabul etmemektir. Eğer koşulsuzca kabul edersek, sevgiye dönüşür.”

Günün anlamına uygun olduğunu düşündüğüm bir de şarkı bırakıyorum buraya.

Sevgiyle.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: