Yeni yazılardan haberdar olmak isterseniz mail adresinizi bırakmanız yeterli!

Korkunun Anatomisi: Korkmamak Mümkün Mü?

İnsandan daha eskidir korku. Algılanan bir tehdide karşı insanın kendini koruma ihtiyacı sonucu oluşan doğal tepkidir. Kalbimizin yerinden çıktığı, bacaklarımızın titrediği, gözlerimizin karardığı “Eyvah” ânıdır.

“Düşünen” beyin “hisseden” beyine güvende olmadığı geri bildirimini/sinyalini verdiğinde korku ortaya çıkar. Yani korku beyinde başlar ve en iyi savunmayı ya da kaçmayı yapabilmek için vücudun geri kalanına yayılır.

Bütün bunları yönlendiren ve yöneten amigdaladır. Temporal loblarda yer alan bu badem şeklindeki çekirdek seti, beyne gelen uyarıcıları saptamaktan sorumludur. Duygusal hafıza ve duygusal tepkiler bu bölgede yönlenir. Bu duygulardan en baskın olanı da korkudur.

1995 yılında Journal of Neuroscience’de yayınlanan bir araştırmada, SM olarak anılan ve amigdalasına zarar veren genetik bir bozukluğu olan bir kadının, korku ifadelerini tanımadığı gibi, tehlikeli herhangi bir durumda korku sinyali de vermediği ortaya konuldu. Yani sağlıklı bir amigdalaya sahip olan bizlerin aksine korkmuyordu.

Korktuğumuz bir şey olduğunda verdiğimiz tepki gerçekte “Kaç ya da Savaş” tepkisidir.  Korku anında beyinde adrenalin, epinefrin, endorfin ve noradrenalin gibi hormonlar üretilir. Amigdala birkaç milisaniye içinde algılanan sinyali yorumlar ve ne yapılması gerektiği ile ilgili karar verir. Bunu da önceden kaydettiği duygusal anılara bakarak yapar. Uyarıcının şiddeti/yoğunluğu ise amigdalanın o anı ne kadar güçlü kaydettiğini etkileyen bir faktördür. Çok büyük bir trafik kazasını bütün detaylarıyla hatırlamanız, eski sevgilinizle gittiğiniz kafenin önünden geçerken o gün neler konuştuğunuzu hatırlamanız, bir ölüm haberi aldığınız anda neler yaptığınızı detaylıca hatırlıyor olmanız bu durum için örneklerdir.

 

Doğuştan Korkular – Öğrenilmiş Korkular

Korku özünde hayatta kalabilmemiz için beynimizin verdiği bir reaksiyondur. Yüksekten düşmekten, vahşi bir hayvanla karşılaştığımızda, yanmaktan, silah doğrultulduğunda korkarız çünkü hayatımızın tehlikede olduğunu biliriz. Bu tür korkular doğuştan korkulara girer.

Öğrenilmiş korkular ise çocukluk hatıraları, anlatılan hikayeler, şartlandırmalar gibi başta başlangıcı olan korkulardır. Pavlov deneylerinde olduğu gibi “uzak durma” şartlandırmaları sizde bir süre sonra uzak durmanız gerektiği algısı oluşturur ve başta korkmadığınız şeyden korkmaya başlarsınız. İzlemekten çok haz aldığınız korku filmleri bu sebeple bir süre sonra içinde barındırdığı gerçekte korkmadığınız unsurlardan korkmanıza sebebiyet verebilir. Evde tek kalabilirken anlatılan hikayeler ya da izlediğiniz filmlerin etkisiyle artık kalamamanız gibi.

 

Korku ve Sağlık 

Daha önce de belirttiğim gibi beyninizin kriz anında alarm vermesi ve farklı hormonları devreye sokarak fiziksel etkilere sebep olmasının altında yatan sebep size “Savaş” ya da “Kaç” demeye çalışmasıdır. Özünde sizi korumak amaçlanmıştır. Ancak aşırı seviyede korku sağlığı olumsuz etkileyebilir. Yüksek seviyede adrenalinin sebep olduğu diğer reaksiyonlar kalp krizi gibi risklere yol açabilir. Ancak eğer durum hayatınızı tehdit etmiyorsa ya da gerçek değilse (bir filmde korku sahnesinde çığlık atmanız gibi) parasempatik sinir sistemi (PSNS) devreye girerek adrenalin seviyesine müdahale eder be kalp ritminizin yavaşlamasına yardımcı olur.

Yine de panik ataklar ve fobiler korku merkezli problemlerdir ve hayat kalitesini ciddi oranda düşürür. Bu nedenle öncelikle bu problemlerle yüzleşmek ve bunları bir profesyonelden destek alarak çözmek önemlidir.

 

Korkudan Kaçmak Gerekir Mi? 

Korkularınızın hastalık haline gelip hayatınızı tehlikeye atmadığı bir senaryodan devam edelim. Korktuğunuz için kariyerinizde ilerleyemediğiniz, korktuğunuz için sevdiğinizi söyleyemediğiniz, korktuğunuz için hakkınızı alamadığınız bir senaryodan…

Bu noktada amigdalanın yapmaya çalıştığı “Kaç ya da Savaş” kararında hep kaçmayı tercih ediyorsunuz demektir. (Hayır bu amigdalanın suçu değil!) Kaçma kararı sizi hayatta tutabilir. Ancak kaçma kararı her zaman sizi mutlu yapmaz. Çoğu zaman rahat alanınızda kalmanıza, o rahat alanın da o kadar rahat olmadığını görmenize sebep olur. İnsanlığın belki %95’inin yaşadığı gibi yaşar ve ölürsünüz.

Bu noktada kimseye “Kaçmayın, savaşın!” demek haddim değil. Tek diyebileceğim, korkma konusunda yalnız olmadığınız. Başta da söylemiştim. İnsandan eskidir korku. Sizin kadar, belki sizden daha çok korkanlarla çevrili etrafınız. Korkularınızı sevin. Korkularınızdan beslenin. Korkmanız yaşadığınızı gösterir.

Öldüğünüz senaryodan korkarak yaşamanız, korkmaktan yaşayamamanızdan çok daha iyidir.

 

Sevgiyle.

 

 

 

 

signature
share

No Comments Yet.

What do you think?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir