Yeni yazılardan haberdar olmak isterseniz mail adresinizi bırakmanız yeterli!

Gerçek Düşman Kim?

En büyük düşmanınızın iki kulağınızın arasında yaşamadığından emin olun! – Laird Hamilton

can you buy nexium over the counter in canada Eloğlu “kurban sendromu” der. Bizdeki karşılığı şudur: “Tabii ki ben en doğrusunu yaptım, hata onda…” En doğruyu düşünürüz, en akıllıca aksiyonu alırız, en iyi niyetli biziz.

Halbuki nedir iyi niyet? Hatalı olduğunu kabul edememek mi? Başarıyı kıskanmak mı? Karşıdakinde ikiyüzlülük, art niyet aramak mı? Yoksa bütün bunların insanın en temel özelliğinden kaynaklandığını fark etmemek mi?

İnsan olmak… Unutuyoruz hoşgörüyü… Mevlana’nın Şems’in aşkının anavatanında toz bulutuna karıştı anlayış, sevgi, özeleştiri…

En baştan başlamak gerekir halbuki: İçimizden. Düşündüklerinden mesul olmayan bir varlık neden düşündükleri yüzünden hayatı ıskalasın?

Önce kabul edelim. Biz bizi bilmediğimiz için kıskanıyoruz, kin tutuyoruz, aşağılıyoruz. Gerçek düşman karşımızda değil, içimizde. Sürekli Ahmet’in aldığı terfinin haksız olduğundan, Ayşe’nin ilişkisinden çok daha iyisini hak ettiğimizden, Ali’nin notlarını mutlaka geçmemiz gerektiğinden bahsediyor. Her gün bunun gibi onlarcası kafamızın içinde dönüp duruyor. Peki neden?

Çünkü yetersizlik duygusu ve kurban sendromu kabul etmesek de hepimizin peşinde. Özgüvenimiz yüksek görünse de içten içe birşeyler mutsuz ediyor bizi sürekli. Tamam da yok mu çözümü?

Tabii ki var. O çok sevdiğimiz beylik filmlerdeki düşman repliklerini hatırlayalım. Hani şu düşmanını tanımakla ilgili olanlar… Kabul etmek ağır gelse de insanı mutsuz edebilecek tek şey kendisini bilmemesidir. Kendimizi bilmediğimiz için kıskanırız çünkü bilmeyiz gerçekte neyi istediğimizi. Kendimizi bilmediğiz için başarısız oluruz çünkü bilmeyiz başarının bizim için gerçekte ne anlama geldiğini.

Çok tanrısal bir yetenek gibi görünmesin gözünüze, kolay olmasa da imkansız denemez insanın kendiyle tanışmasına. Hoşlandığınız, aşık olduğunuz insan gibi ele alın kendinizi. (Aynanın karşına geçip “nasıl bir şeyim ben” demeyi kastetmiyorum). Sorun her şeyi tek tek.

  • Beni ne rahatlatır, ne sinirlendirir, ne yorar, ne heyecanlandırır, ne korkutur?
  • Nasıl bir arkadaşım, nasıl bir sevgiliyim/eşim, nasıl bir çalışanım?
  • Ne yaparsam kendimi başarılı hissederim?
  • Hobilerim, iyi olduğum şeyler neler?
  • Çok kötü olduğum ve geliştirmek istediğim şeyler neler?

Şimdi en çok üşeneceğiniz kısma geliyorum: Artık soruları biliyorsunuz, şimdi yazın cevapları. Eksikleri bulun. Küçük küçük denemelerle düzeltmeye/geliştirmeye çalışın. Bunu bir iş listesi gibi düşünün. Ayda bir bu soruları en baştan cevaplayın ve gelişiminizi gözlemleyin.

Herkes mutlu bir hayat sürmek ister. “Hayatın gerçek amacı mutlu olmaktır.” demiş 14üncü Dalai Lama. Ancak kendini bilmeyen için zordur mutlu olmak. Bu yüzden işe kendinizden başlayın. Kendinizi izleyin, dinleyin. Kendinizle konuşun, sorular sorun. Cevaplardan hoşlanmazsanız aksiyon alın.

Tabii bu süreçte iki kulağınızın arası durmayacak, devam edecek sizi sınırlamaya. E o kadar da zorluğu olsun kendini tanımanın. Bırakın susmasın. Siz sadece bilin hatanın sizde olduğunu ve o sesleri kendinize geri bildirim vermek için kullanın.

Bütün bunları yaparken unutmayın: Amacınız hata yapmamak değil, olabildiğince çok hata yapıp kendinizi bulmaktır. Çünkü hayat hatalarınızla anlamlıdır. Tek hatırlamanız gereken sizin özgürlüğünüzün başkasının özgürlüğüne müdahale ettiği noktada bittiğidir.

 

buy priligy sweden Sevgiyle…
signature
share